Harun Akın

SÖZÜM DAMDAN DÜŞENLERE

Freni patlamış bir kamyon düşünün!
2003 yılında Lösemi hastalığı ile tanışan Harun Akın’dan bahsediyorum.
Zonguldak’ta doğup büyüdüm, ticari ve siyasi hayatıma yine orada başladım.
Eşim Mimar Ayşem Akın, oğlum Avukat Rızacan Akın; şimdi Ankara’da yaşıyoruz.
2002 Genel Seçimlerinde Zonguldak Milletvekili olarak Ankara’ya geldim ve 2003 yılında TBMM’ de bir çalışma esnasında kendimi kötü hissetmem nedeniyle, müracaat ettiğim bir hastanenin acil servisinde yapılan tahliller sonucu, hakkında pek de bir fikrimin olmadığı bu hastalıkla tanıştım. Acil servis doktorunun söylediği sözler daha dün gibi aklımda: “Harun Bey hastanemizde sizi bir gece misafir edeceğiz, Lösemi şüphesi ile daha kapsamlı tahliller yapmak istiyoruz.”
O anı hiç unutmayacağım… Büyük bir şaşkınlıkla “Lösemi ne ya, bu da nereden çıktı?” dedim.
Doktor “Bildiğimiz kan kanseri”dedi.
Bir anda aklıma eski Türk filmleri geldi. Başrol oyuncusu, büyük bir aş- kın içinde, tam da sevdiğine kavuşacakken kan kanseri olur ve sonunda hep ölür.
“Yani şimdi ben Türk filmlerindeki gibi birkaç ay sonra ölecek miyim?” dedim.
Bu soruma doktorumun verdiği tek tepki acı bir gülümse oldu.

O gece öğrendim insanın hayatı- nın nasıl da bir film şeridi gibi gözleri- nin önünden geçebileceğini.
Eşimi ve henüz 6. Sınıfa giden, bana çok ihtiyacı olan oğlumu düşündüm, düşünürken korktum, üzüldüm.
Evet , sabah oldu, yapılan tahliller sonucu doktorun şüphesi kesinleşti ve teşhis kondu: Lösemi AML.
Artık üzülmenin, ağlamanın, karalar bağlamanın hiçbir faydası yoktu.
Şimdi mücadele zamanıydı.
İlk olarak yapılması gereken tedavi için doğru adresi, yani doğru hekimi bulmaktı.
İkinci olarak, en az doğru hekimi bulmak kadar önemli olduğunu düşündüğüm, beni bekleyen 8 aylık tedavi sürecinin başarılı olması, tedavinin takibi ve diğer ihtiyaçlarımın karşılanması için doğru bir ekip oluşturmaktı.

Eşim Ayşem beni bir an bile yalnız bırakmadı, hastane odasında yanımda bir çekyatta tam 8 ay yattı, tuvaletimden banyoma ve ilaçlarımın takibine kadar aklını ve gözlerini benden hiç ayırmadı.
Eşimin dayısı ve yengesinin evin- den düzenli bir şekilde 3 öğün yemek geldi. Artık rahmetli olan ananemiz pamuk elleriyle her gün bize yemek pişirdi.

Her aldığım kemoterapi sonucu sıfırlanan hücrelerimin çıkması için hastane odamızda Sezen Aksu şarkıları dinleyerek moral bulmaya çalışı- yorduk, kimi geceleri endişe içinde kimi geceleri ise yaşama sevinciyle geçiriyorduk. Hiçbir zaman karamsar olmadık.

Hasta yatağımdan, milletvekilliği- ni yaptığım Zonguldak’ın sorunları için soru önergeleri yazmaya devam ediyor, bunları TBMM başkanlığına yolluyordum. İlimin önemli sorunlarına ve partimin mücadelelerine kafa yormayı hiç bırakmadım. Ara sıra parti yöneticilerimizden bu sebep- le fırça da yiyordum ama bıkmadan usanmadan hem hastalığımla hem de Zonguldak ve partim için mücadeleye devam ediyordum.

Hatta TBMM’de ülkemizin geleceği adına çok kritik bir tezkere oylaması- na da doktorlarımın ve yakınlarımın karşı çıkışlarına rağmen katıldım. Oylama, hücrelerimin sıfırlandığı ve vücudumun her türlü enfeksiyona açık olduğu bir günde gerçekleşiyordu. Doktorlarımın ve hastanenin sorumluluk kabul etmediği bir durumda ambulansın içinde TBMM’ye oylama- ya gidişimi hiç unutamıyorum. Her ne kadar hayatınıza mal olabilecek bir durum olsa da, sorumluluklarınızı yerine getirmek kadar insanı yaşama bağlayan başka bir şey daha olduğu- nu düşünmüyorum. Hatırlıyorum da bu sorumluluğumu yerine getirmek o esnada kendimi çok mutlu ve güçlü hissettirmişti. O gün yanımda olan ve rahatsızlığım süresince beni yalnız bırakmayan sevgili ağabeyim Haluk KOÇ’un desteğini asla unutamam.

Allah’a şükürler olsun, doktorlarımın çabası, ailemin desteği ve Zonguldaklı hemşerilerimin duaları ile bu süreci başarılı bir şekilde tamamladık. Sekiz ay hastanede tedavi ve ardın- dan 6 aylık ev istirahatimle birlikte 1,5 yılıma mal olan tedavi sürecimi başarılı ve mutlu bir biçimde bitirmiştik. Şu an üzerinden 13 yıl geçti ve şükürler olsun ki sağlığım yerinde, hiçbir sıkıntım olmadan hayatıma devam ediyorum.
Artık hastalık öncesi Harun Akın yok. Şimdiki Harun Akın, güne spor- la başlayan, yemek ve uyku saatleri düzenli olan, iş ve siyasi hayatı önce- kinden daha kontrollü olan bir Harun Akın. Her işte bir hayır vardır derler ya, hastalık sonrası hayatım daha düzenli, daha huzurlu, daha mutlu.

Saygılarımla

Kategori Ben de Kanseri Yendim



İlişkili Makaleler


Cep telefonu melek mi şeytan mı?

Cep telefonu melek mi şeytan mı?

Cep telefonları… Hayatımızın vazgeçilmez parçaları… Her gün sabah kalktığımız andan gece yatana kadar hem iletişim aracı olarak kullanıp hem de...

Canlı ilaç devri başlıyor

Canlı ilaç devri başlıyor

Dr. Sinem CİVRİZ BOZDAĞ Editör Yardımcısı Lösemi, lenfoma, miyelom gibi hematolojik maligniteler her geçen gün artmakta. Bu hastalıklardan korunma yollarından...



Bir cevap yazın